e-KİTAP PROJESİ®

~ TÜRKİYE'NİN e-KİTAP PROJESİ ~

KİTABINIZI HEM "EKİTAP" HEM DE "BASILI" OLARAK YAYINLAYALIM, TÜM DÜNYADA OKUNSUN VE SATIŞA ÇIKSIN.. * Anı, Roman, Şiir, Hikaye, Akademik çalışmalarınızı yayınlayalım * Tüm Paket Fiyatlarımızda SABİT FİYAT + YURTİÇİ - YURTDIŞI Dağıtım ve Satış İmkanı - * Kitabınız KİTAPYURDU, İDEFİX, D & R ve tüm kitap marketlerde..

POPÜLER KİTAPLAR
Başlıkla Eşleşenler
Başlıklarda Ara
İçeriklerde Ara
Postalarda Ara
Sayfalarda Ara
Filter by Categories
e-Kitap Hakkında
e-KİTAP OKUMA KILAVUZU
e-KİTAP SATIN ALMA KILAVUZU
Güncel & Global Haberler
Hobi Köşesi
İndirilecek Belgeler
İzlenecek Yol
Kapak Şablonları
Kitap & Yayın Dünyasından Haberler
Kitap Ebat ve Fiyatları
Kitap ebatı seçimi & maliyet şablonu
Kitap Şablonları
KİTAP YAYIN PAKETLERİMİZ
Piyano & Gitar Müzik yapma Sayfası
ŞİMDİ YAYINLAMAK İSTİYORUM
Yayınlanmış Makaleler
Yazarın Telif Hakları
Yazarlar

Diğer Arama Sonuçları...

Basında Biz

"İSTANBUL EFSANELERİ" İsimli eserimiz , 

zaman_logo

 

 
CUMAERTESİ

Today's Zaman  ve RADİKAL KİTAP EKİ'nde

 

İstanbul Efsaneleri

İstanbul Efsaneleri (Cover Art)

 

Sayfa Sayısı : 41

Yayınevi : EKİTAP PROJESİ

Tür : Deneme – İnceleme

Kategori: Öykü/Efsaneler

 

İstanbul efsanelerin de sultanı

İstanbul efsanelerin de sultanı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11 Ekim 2014, Cumartesi

Bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Kulların her birinin nasibine farklı farklı diyarlar düşmüş. Nasibi İstanbul olanların neşesi de kederi de bolmuş. Ama neşesi daha çokmuş. Çünkü, diyarların padişahı, gönüllerin sultanı İstanbul’muş. Böylesi diyarların efsanesi de bol olurmuş…

Paylaş

 

 

Tweetle

 

 

Paylaş

 

 

Gönder

 

 

 

Yazdır

 

 

A
A
 

Nihayetinde, bahsettiğimiz şehir İstanbul. Tarihî-kültürel dokusunu ne kadar tüketmeye kalksak da bir yolunu bulup bizi şaşırtmaya devam eden uygarlıklar beşiği. Diğer şehirler darılmasın, Ankara bilhassa bozulmasın; diyarların en güzeli, gönüllerin başkenti… Romalıların Konstantinopolis’i, Osmanlı’nın Âsitâne’si. Her millet başka bir adla anmış. Hatta adından çok sanı olmuş. Dergah-ı Selâtin de diyenler varmış, Darü’s-Saltana da. Sormazlar mı insana böylesi bir şehir hiç efsanesiz olur mu diye. Olmaz elbet. Dilden dile dolaşan, çoğu zaman gerçekliğini hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz onlarca efsanenin de sultanı bu şehir.

e-Kitap Projesi'nin bu efsaneleri bir kitapta toplandı. Derlenen hikâyeler, İstanbul Efsaneleri adıyla kitaplaştırıldı. Kitap İstanbul’un kuruluşuna dair anlatılan efsanelerin en bilineni ‘Megaralı göçmenlerin rivayeti’ ile başlıyor. Bilmeyenlere özet geçelim: “Megaralı Byzas, yeni bir kent kurmak için yola çıkar. Bu kenti nerede kuracağını bilemeyen Byzas, bir kâhine başvurur ve kâhin ona ‘Körler Ülkesi’nin tam karşısında kuracaksın’ demekle yetinir. Byzas arar durur, ‘körler ülkesi’ denilen yeri bir türlü bulamaz. Sonra bir gün mola verdikleri bir deniz kenarında karşı sahilde kurulu olan kente bakarak haykırır: “Bu insanlar kör mü, burası dururken orada oturur?” Körler Ülkesi denilen yer Kadıköy’den başkası değildir. Şehrinin temellerini Kadıköy’ün karşısında yani Sarayburnu sırtlarında atar ve Byzas’ın kenti anlamına gelen Byzantion adını verir.

Evliya Çelebi’ye göre ise durum farklıdır. Hz. Süleyman uzun süren bir mücadele sonrası dize getirdiği Saydun adlı padişahın kızı Alina ile evlenir. Alina, Hz. Süleyman’dan çok özel bir saray ister. Hz. Süleyman bunun üzerine adamlarını ‘eşsiz güzellikte bir yer bulmaları için’ dünyanın dört bir yanına gönderir. Adamları sonunda İstanbul’u söyler. Hz. Süleyman burada bir saray yaptırır ve kıyamete kadar mamur kalsın diye İstanbul için hayır duası eder. Uhrayoğlu’na göre bütün bozulmalara, yangına, depreme karşın İstanbul’un ayakta kalmasının sebebinin bu dua ile yakından ilgisi vardır.

 

Fatih Sultan Mehmet’i şehre sokmayan yeniçeri

Kitapta Fatih Sultan Mehmet’e ilişkin efsaneler de var. Fethin fatihi olur da efsanesi eksik olur mu? Birini aktaralım: “Fatih Sultan Mehmet bir gün ava çıkar. Kentin surlarının dışına çıkan sultanın dönüşü hava karardıktan sonraya kalır. Fatih’i sur kapılarının önüne geldiğinde ise bir sürpriz beklemektedir: Karanlık basınca kapıları kesinlikle açmaması tembih edilen yeniçeri. Asker emredileni yapar fakat sultanın da sabrı taşmaya başlar. Yeniçerinin inadı, sultanı başlığını ve kaftanını giymeye zorlayacak kadar ileriye gider. Hikâyenin sonunda Fatih Sultan Mehmet askere ‘Sen ne yavuz bir ermişsin!’ der. Unkapanı’nın bitiminde Manifaturacılar Çarşısı’na dönülürken yol kenarında bulunan 1455 yılına ait Yavuzer Sinan Camii’nin bu yeniçeri tarafından yapıldığı rivayet olunur.

Şah’ın gönderdiği mücevherlerden inşaat harcı!

İstanbul denilince camileri, cami denilince Süleymaniye’yi ayrı bir yerde tutmak gerek. Ve tabii ki efsanelerini de. Süleymaniye’ye dair epeyce efsane mevcut. Kitapta anlatılan birini aktaralım: Mimar Sinan temelin sağlam olması için caminin inşaatını bir yıl durdurmuş. Bunu fırsat bilen Safevi Şahı Tahmasb da Kanuni Sultan Süleyman’ı utandırmak için padişaha inşaatın masrafında kullanılmak üzere bir sandık dolusu mücevher göndermiş. Buna çok sinirlenen Mimar Sinan’ın ise Safevi elçisinin gözü önünde mücevherleri bir dibekte toz haline getirerek muhteşem camisinin inşaatının harcına kattığı söylenir.

Kızkulesi ve efsane deyince orada bir durmak lazım gelir. Birbirinden farklı onlarca hikâyeye ev sahipliği yapan bir kuleden bahsediyoruz neticede. Az bilinenden başlayıp Hero ve Leandros’un hazin öyküsünü dinleyelim: Hero, Afrodit Tapınağı’na bağlı bir rahibedir ve dolayısıyla aşk kendisine yasaktır. Fakat gönül de ferman dinlemez ve Hero Leandros’a âşık olur. Genç âşık yüzerek her gece Kızkulesi’nde yaşayan Hero’yu görmeye gider. Rahibe Hero’nun yaktığı ateş Leandros’a yol gösterir göstermesine de fırtınalı bir gecede ateş söner ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulur. Ardından Hero da kendini Boğaz’ın sularına bırakır. Bir diğeri ve daha çok bilinen efsane ise kızını yılan sokacağı korkusuyla deniz ortasında yaptırdığı bir kuleye hapseden imparator Konstantin’i anlatıyor. İmparatorun kızı için kuleye gönderilen bir tabak üzüm arasında kaybolan yılanın prensesi ısırması ile efsane tamamlanır.

Ayasofya da kitapta birkaç efsane ile birden yer alıyor. Büyük kapılardan birinin üzerinde görülen metal tabutun hikâyesi, bildiğiniz efsane. Aslında tabut olup olmadığı da şüpheli ama yaygın görüşe göre tabut olarak düşünülen bu kutunun üstünde iki delik görülüyor. Deliklerin geçmişi Bizans İmparatoriçesi Theodora’ya kadar gidiyor. İmparatoriçe toprağa gömülmekten ve cesedinin yılanlar tarafından yenileceğinden çok korkan biri. Vasiyeti gereği ölümünden sonra buraya gömülmüş. Ancak yılanlar ınyine de bir yolunu bulup kapının üzerine tırmandığı ve tabutu delerek imparatoriçenin cesedini yediği söyleniyor. Tabutun içindeki cesedin Kızkulesi’nde yılanların ısırması sonucu ölen prensese ait olduğu da bir başka rivayet.

Efsaneler bitecek gibi değil. Her gün önünden geçip gittiğimiz ya da fotoğrafları karşısında büyülendiğimiz İstanbul’a ait eserler efsanelerle daha da güzel. Doğruluğunu yanlışlığını bir yana bırakıp bu eserlere, semtlere bir de bu gözle bakmakta fayda olmasa da lezzet var.

 

City of sultans, city of legends

City of sultans, city of legends

here are many legends associated with the city of İstanbul, some stretching back to when the city was called “Constantinople” by the Romans or “Âsitâne” by the Ottomans.

October 24, 2014, Friday/ 16:14:02/ ZEYNEP KILIÇ / ISTANBUL
 

Once, a long time ago, there were many believers, and these believers spread all over the world. Those who wound up in Istanbul had much joy, as well as much grief. But in the end, there was really more joy than grief. Because after all, İstanbul the city was the sultan of hearts and minds. In a place like İstanbul, legends were bountiful.

The city of İstanbul is one of those places that, no matter how rampantly we try to consume its historical and cultural fabric, the city still finds a way to surprise us. It has served for so long now as a cradle of civilizations. But other cities ought not to be hurt by these assertions about İstanbul; especially Ankara, for it is the most beautiful of capitals, the capital of hearts.

 
İstanbul was of course called “Constantinople” by the Romans and “Âsitâne” by the Ottomans; every group of people seemed to call it a different name over the years, through each of its many epochs. Some called it “Dergah-ı Selâtin,” and others called it “Darü's-Sultana.” What's more, over time, this sultan of cities began to have countless legends associated with it; legends repeated from person to person, the veracity of most was never questioned by anyone.

 
In the meantime, though, publishing company  has gathered many of these legends in one tome. Edited and organized by e-Kitap Projesi, they are offered up under the name “İstanbul Legends.” Going all the way back to the founding of the city, the book starts with what is perhaps one of the best known of the city's legends, the “Legend of the Theban migrants.” For those who don't know this one, a brief summary: “Byzas of Thebes set out to form a new city. Not knowing where this new city would be located yet, Byzas goes to a soothsayer, who tells him only ‘You will create this city right across from the ‘Country of the Blind.' Byzas looks and looks, but cannot find any ‘Country of the Blind.' But one day, while resting on the banks of the sea, he looks across the water at a city that sits on the other side, and says incredulously, “Are those people blind? Why would they settle there when this place here exists!?” As it turns out, that “Country of the Blind” was none other, location-wise, than what we call Kadıköy today. And so it was that the foundations for this new city were put down right across from Kadıköy, in what is today called Sarayburnu, and the new city was of course called Byzantion, which translated as the city of Byzas.


 According to travel writer Evliya Çelebi though, the real story herein was much different. After a long struggle, Prophet Sulaiman marries Alina, the daughter of Saydun. Alina asks for a very special palace to built, after which Sulaiman sends out his men to find “the most beautiful spot possible” for a new palace to be built. The men go all over the world, but in the end, focus on İstanbul. Thus it is that builds his palace there, and prays that the city will remain forever prosperous. According to Uhrayoğlu, it is because of this prayer that İstanbul has managed to stay standing despite so many fires, earthquakes and other disasters.


   This new book also covers legends that relate directly to Fatih Sultan Mehmet, the Ottoman that led the conquering of the city. Here is one legend related to him: “Fatih Sultan Mehmet headed out hunting one day. The sultan, who had headed outside of the city walls, was not able to return until after the dark had already fallen. But the sultan was surprised when he made his way back to city walls and ramparts: The janissaries, who had been ordered to never open the city gates after dark, had fallen. And so it was that the janissaries refused to open the gates, sorely testing the sultan's patience until he was forced to show them his sultan's clothing to convince them. At the end of this legend, the sultan says “What incredible solders you are!” In fact, it is said that Yavuzer Sinan Mosque, located at the end of Unkapanı, was built in 1455 on orders from this same janissary.

 Construction material from jewels sent by the Shah

When one speaks of İstanbul, one thinks of mosques; and of course, when one thinks of mosques, one cannot help but think of Süleymaniye Mosque.

And of course, legends. There are lots of legends surrounding Süleymaniye Mosque. One of those covered in the book goes like this: Mimar Sinan stopped construction on the mosque for one year so as to ensure that its foundations were strong. Grabbing the opportunity this situation provided, Safavid Shah Tahmasp I sent a box of jewelry to Ottoman Sultan Süleyman, theoretically to help defray the costs of the construction of this mosque, but really to embarrass the sultan. When Mimar Sinan heard about this, he was furious, and in front of the Shah's envoy, ground the jewels to a dust that he then placed in the foundations of the mosque.


 Then of course, there is “Kızkulesi” (Maiden's Tower) and the many legends that surround this spot. There is the story of Hero and Leandros: Hero is a priestess who served the Temple of Aphrodite, forbidden thus from falling in love. But somehow, she falls in love with Leandros. Leandros swims every evening to see Hero at Kızkulesi, which is of course surrounded by water. To help him, Hero lights a fire every evening so he can see his way through the water. But one windy night, the fire goes out and Leandros loses his way in the waters, drowning in the dark. After this, a distraught Hero drowns herself in the Bosporus. Of course, a better-known legend connected to Kizkulesi is that Emperor Constantine, afraid that his beautiful daughter will be bitten by a poisonous snake, locks her away in this tower surrounded by water. The princess is later tragically bitten by a snake hiding in a plate of grapes that are sent out to the island.


The legends connected with İstanbul are endless. What's more, the various edifices of this city become even more beautiful when one knows some of these legends. Whether or not they are true, these legends add indescribable flavor to the fabric of this already incredible city.


Keywords: Istanbul, Efsanler, Mitler, Yayınevleri

Kaynaklar:

http://www.todayszaman.com/expat-zone_city-of-sultans-city-of-legends_362525.html

http://www.zaman.com.tr/cumaertesi_istanbul-efsanelerin-de-sultani_2249782.html

http://kitap.radikal.com.tr/kitap/deneme-inceleme/istanbul-efsaneleri-408228